Site haritası ^ RSS Kaynağı

~Öyküler~

Bir Bardak Hikayesi

Ömer Seyfettin Hikaye Yarışması Ödüllü

Bir dönem çok kan aktı, çok şeyler konuşuldu… Terörün kol gezdiği topraklara giden bir dostun ardından geriye kalanlar. Yaşamla ölüm arası bir durum. Hayatı önemsemeyen, uçarı ruhların gelenekle ve olağan üstülükle tanışması. Karadeniz’de var olan bir batıl inancın ölümcül dile gelişi… Siz siz olun her düşünceye bir şans tanıyın…

“Bu hikaye ne zaman nerede başladı hatırlamıyorum. Kesin tarihler net günler yok. Buğulu camı avucumun içiyle siliyorum, arta kalan geçmiş oluyor. Görüntüler nemli ve çarpık, bir görünüp bir kaybolan heyulalar gibi. Yaşananların üstünden çok mu zaman geçti? Emin değilim.”



Fındık Zamanı

Hangi insan yoktur ki yaşadığı coğrafyanın ışığıyla gözlerini kısmamış, karıyla dudaklarını ıslatmamış olsun… Yazarın kalemi doğduğu toprakların rüzgarıyla sağa sola yatar, harfleri kol uzatan bir ışkın gibi kıvrılır. Mehmet Erkan’ın doğduğu topraklara borcudur bu öykü. Fındık işçilerinin ve memleketinden, insanından kopanların öyküsüdür. O kopan, ister aydın ister işçi olsun…

“Motor yine gürültüyle çalıştı, kamyonet ağır ağır yol aldı. Yüzümde akşamın o hoş pembeliği, elimde ağzı aralık bir çuvaldan tırtıkladığım fındıklarla, sarsıla sarsıla gidiyordum tozlu köy yolunda. Uzakta, denizin lacivert suları üstünde ateşten bir top halini almıştı güneş. Pembe bir çizgi denizi ortadan ikiye bölüp, kıyıda kayalıklarda dağılıyordu. Yamaçlardan fışkıran yeşile akşamın gölgesi düşmüştü.”

Bekir Bey

Ömer Seyfettin Hikaye Yarışması Ödüllü

Eşinin amansız bir hastalığa yakalanmasının ardından Bekir Bey’in yaşadıklarını bulacaksınız bu öyküde. Kimi zaman Polyanna kimi zaman Raskolnikov olacaksınız, ama gerçekten hiç kopmayacaksınız.

“Çünkü gerçeğin hayat oyununda çok önemli bir rolü vardı ve gerçek sırası gelince o rolü mutlaka oynardı.”


Avşar

Modern zamanda yaşanan bir 19.yüzyıl. öyküsü… Dadaloğlu sevgisiyle büyüyen bir hayalperestin, Veli’nin, Gülnaz’a beslediği katıksız sevgi. Kimi zaman bir göçmen obasında, kimi zaman market rafları önünde dile gelen duygular. Bir yanda aşk, bir yanda gelenekler ve bu ikisinin arasında genç bir adam.

“O gece rüyasında kendini ve Gülnaz’ı, uçsuz bucaksız bir Anadolu ovasının ortasında at üstünde gördü Veli. Ova sonbahara özgü bir sarılık içindeydi. Gökyüzü ise bembeyazdı. Hafiften esen rüzgar Veli’nin hemen arkasında oturan ve kollarını onun beline sımsıkı dolayan Gülnaz’ın yumuşak saçlarını havalandırıyor, havalanan saçlar ise Veli’nin solgun yanağını bir anne şefkatiyle okşuyordu. Her şey mutluluk içindi.”

Geçmiş

1950’lere Demokrat Parti dönemine tarafsız bir bakış… O dönemin silik bir kahramanını, Zerrin Hanım’ı anlatan öyküde, Mehmet Bey’i, Fatin Rüştü Zorlu’yu ve diğerlerini siyasal kimlikleriyle değil, Zerrin Hanım’ın geniş oturma odasının konukları olarak göreceksiniz. Tabi bu arada geçmiş ile gelecek arasında da sık sık gidip geleceksiniz.

“1960 yılında Türk siyasi hayatı da bir deniz gibi dalgalanmaktaydı. Ancak bu dalgalanma denizin doğal hareketleri sonucu değil, dış bir müdahale sonucu meydana geliyordu. Rüzgar bir kez daha tersine dönüyor, on küsur yıldır dönen rüzgar gülleri durmak yerine parçalanıyor, eskimiş, paslanmış rüzgar gülleriyse yeniden döndürülmeye çalışılıyordu.”

Bir Safın Öyküsü

Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödüllü

Varlık Yayınları, 2005 Ekim

Günümüz kapital sistemine hem eğlenceli hem de hüzünlü bir eleştiri. Camdan mabetlerin, plazaların içinde, parlak kumaştan takımlarıyla göz kamaştıran günümüz insanın aslında acınacak hali. Bu öyküde Mehmet Erkan’nın özel sektördeki gerçek izlenimlerinin yazınsal bir şölene dönmüş halini bulacaksınız…

“Bizim ofiste, biz ofis diyoruz çünkü böyle söylemek günün koşullarına daha uygun ve artistlik, sabah saatlerinde tam bir disiplin hakimdir. Sözgelimi saat dokuzdan sonra hiçbir çalışanı alüminyum doğrama o kapının önünde, koşturmaktan kızaran yüzüyle, kartını makineden geçirmeye çalışırken göremezsiniz. Çünkü hepsi dokuzu bir geçe işlerine dalıp gitmiştir.”

Gölgeler

Yaşamı duvarlar üzerindeki gölgeler gibi geçip de birbirini suçlayan iki genç kızın öyküsü. Yitirilen bir dostluğun tekrar kazanılışı. Tüm bunlar olurken sisteme kesilen acı fatura…

“…onlar farkında değillerdi ama yanlarındaki duvara bu güzel an bir kara kalemle resmedilmişti. Gölgeler hasretle birbirlerine sarılmıştı bu resimde. Ama sonra tepelerin üstündeki güneş aniden kayboldu, onunla birlikte tüm gölgeler de silindi gitti.”



Gerçek

Bir gün okuduğunuz bir cümle hayatınızı değiştirebilir. Tıpkı Süleyman Efendi’nin başına geldiği gibi.

“Algılarımız farklı farklıydı. Hepimiz başka başka görüyorduk dünyayı. Peki gerçek hangisiydi, kuşların gördüğü mü bizim gördüğümüz mü?.. Ya renkler gibi şekilleri de farklı farklı algılıyorsak!..”

En Yeni Öyküler

-Yaşlılık
-Mezarlıkta Açan Erik Çiçeği
-Mustafa Necat’ın Rüyası
-Yazarın Ölümü
-Aile Mutluluğu
-Aktarma - Ücretsiz Geçiş


~Romanlar~

Mevsimsiz Açanlar

2003, Yayımlanmamış Roman



İki Mevlit Bir Ölü

2005, Yayımlanmamış Roman



~Mesleki Çalışmalar~


Mülakat Anıları: Bir Başka İnsan Kaynakları

Varlık Yayınları,Ağustos 2007

..Okuyacağınız öykülerde kısa insan kaynakları geçmişimde yaptığım mülkatlardan yansımalar bulacaksınız.Tüm öyküler gerçek ve yaşanmıştır.İş arayanlar ve İnsan Kaynakları Uzmanları için rehber olabilecek kitabın ana başlıkları:

  • Üniversite Mezunu
  • İngilizce Bilen
  • Kırk Yaşını Aşmamış
  • Dış Görünümüne Özen Gösteren
  • Esnek Çalışma Saatlerine Uyum Gösterebilen
  • Yeni Mezun